Akvaryum Balıkçılığı

İnsanların günlük yaşamının çeşitli sıkıntı ve stres ortamından, kısa sürede olsa uzaklaşabilmesi  için  edindikleri  çeşitli  uğraşıları  vardır.  Bu  uğraşlardan  biri  de akvaryumlarda balık yetiştiriciliğidir. Ayrıca akvaryumlar doğal ortamda görme imkanı bulamadığımız gizemli su altı dünyasını izlememizi de sağlamaktadır.

Dünyada  akvaryum  balıkçılığının  japon  balıklarının  (Carassius  auratus Linnaeus) yetiştiriciliği  ile Çin’de başladığı kabul edilmektedir. Renkli  japon balıkları Avrupa’ya  17.  yüzyılda  getirilmeye  başlanmış  ve  çok  kısa  bir  sürede  popüler olmuşlardır.  Bugünkü  anlamda  ilk  cam  akvaryumun,  Alman  akuvarist  E.A.  Müller tarafından  1856  yılında  yapıldığı  belirtilmektedir. Halka açık ilk akvaryum ise 1890 yılında Japonya’da kurulmuştur.

Türkiye’de  akvaryum  konusu  yeni  olup,  40-50  senelik  bir  geçmişe  sahiptir. Popüler anlamda akvaryum merakı, 1980’li yıllarda oldukça artmış olup ülkemizde 500 binden  fazla  akvaryum  meraklısı  bulunduğu  tahmin  edilmektedir.  Akvaryum  her  ne kadar  bir merak  konusu  ise  de  bu  konuya  karşı  ilgi  duyan  kitlelerin  gereksinmelerini karşılamak üzere önemli bir  iş kolu ve yan sanayi doğmuştur. Bu durumda, yüzbinleri aşan  meraklı  kitlesinin  akvaryum  kurmaya  olan  ilgileri  nedeniyle  binlerce  aile akvaryumculuk  sektöründen geçimini  sağlamaktadır. Bu nedenle akvaryum konusu  su ürünleri  üretimi  içerisinde  ekonomik  önemi  olan  bir  iş  kolu  durumuna  gelmiştir.

Lepistes  (Poecilia  reticulata),  moli  (Poecilia  latipinna,  P.  sphenops), kılıçkuyruk (Xiphophorus helleri) ve plati (Xiphophorus maculatus) gibi canlı doğuran balık  türleri  Singapur,  Malezya,  Endonezya,  Tayland,  Hindistan  ve  Çin’de  üretimi yapılan  popüler  balık  gruplarıdır.  Lepistes  balıkları  dişli  sazanlar  denilen  Poecilidae familyasına  dahil  çok  renkli  balık  türlerindendir.  Özellikle  erkek  lepistesler kuyruklarının şekil ve renkliliği bakımından akvaryum balıkları dünyasının en güzel ve renkli canlılarını  teşkil eder. Bu renk zenginliğinden dolayıdır ki, çok yaygın ve  tercih edilen  bir  balıktır. Avrupa’ya  ilk  kez  1908  yılında  getirilmiş  ve  bugüne  kadar  200’e yakın  varyetesi  geliştirilmiştir.  Yeni  varyetelerinin  geliştirilmesinde  seleksiyon çalışmaları yanında mutasyon olaylarından da yararlanılmıştır .

Akvaryum balıklarının beslenmesi ve yetiştiriciliği hala büyük çoğunlukla doğal kaynaklara zarar verme pahasına, maliyetinin ucuz olması nedeniyle akvaryum balıkları doğadan yakalanarak yürütülmektedir. Bununla beraber, doğal kaynaklar üzerindeki bu baskı  ve  balık  populasyonunun  azalması  sebebiyle  Singapur  gibi  akvaryum  balığı ticaretinde  söz  sahibi  olan  diğer  ülkelerde,  özellikle  tropikal  canlı  doğuran  (lepistes, kılıçkuyruk,  moli  vb.)  balıkların  yetiştiriciliği  için  yeni  üretim  çiftlikleri  kurularak
endüstrileşme  yoluna  gidilmiştir.  Bu  durum  akvaryum  balıkların  besin  ihtiyaçlarını belirlemeye  yöneltmiştir.  Öncelikle  ticari  üretim  çiftliklerinde  balıkların  maksimum büyüme oranları üzerinde yoğunlaşmış daha sonra renklenme, gonad gelişimine ve kısa bir  süre  içerisinde  balığı  satış  boyuna  getirme  konularına  önem  verilmiştir  .Bilimsel  çalışmalar,  özellikle  ticari  kültür  balıklarının  larval
beslenmesinde ve akvaryum balıkların üretiminde canlı yem kullanımının eksikliğini de dikkate  alarak  uygun  balık  besinlerini  belirlemeye  yönelik  yoğunlaşmıştır.

ALİ KARAÇUHA’dan alıntılanmıştır.

Alman Çoban Köpeği

Alman Çoban Köpeği tüm dünyaya yayılmış, sürü köpeklerinin en önemli bireylerinden birisidir . Irk özelliklerinin korunması ve geliştirilmesinde Alman Çoban Köpeği Kulübünün büyük katkısı olmuştur. Alman Çoban Köpeği kulübü 1899 yılında Almanya’da Yüzbaşı Max Emil Friedrich von Stephanitz tarafından kurulmuştur .  Almanya’ dan İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere tüm dünyaya yayılan Alman Çoban Köpekleri sürü koruma köpeklerinin en önemlilerinden olup, “kurt köpeği” ya da “ Alsation” ismi ile de anılmaktadır. İyi bir sürü köpeği olması yanında körler için iyi bir rehber köpek ve iyi bir polis köpeğidir. Polis ve askeri birliklerde güvenlik uygulamaları yanında,  iz takibi,  arama ve özel güvenlik amacı ile bütün dünyada yaygın olarak kullanılmaktadır. Bütün dünyaya yayılmasından dolayı özellikle morfolojik ırk özelliklerinde önemli varyasyonlar bulunmaktadır. Ergin köpeklerde beden uzunluğu cidago yüksekliğinden biraz daha fazladır ve yaklaşık 63 cm dir. Ergin erkekler 36.5 kg,  dişiler 29.5 kg ağırlığındadır . Kısa tüylü varyeteden uzun tüylü olanlara kadar rastlanır. En önemli özelliği cesareti ve sürüyü ani tehlikelerden koruma yeteneğidir.  İlk ortaya çıktığında Avrupa’da ren geyiği, koyun ve sığır sürülerinde koruma köpeği olarak kullanılmıştır. Irk standartlarının 1899 yılında ortaya konulması ile ırk olarak tanınmış, günümüzde koruma amaçlı görevleri dışında, özürlülere refakat, arama-kurtarma amaçlı olarak yaygın şekilde kullanılmaktadır.

İslam Öncesi Türk Toplumunda Hayvanlara Bakış

Eski Türklerde özellikle at; sosyal hayatın tamamlayıcısı olarak karşımıza çıkmaktadır. Savaş bir yana at, çocukluktan başlayarak ad verme törenlerine kahramanlık öykülerine eşlik eden, sütü Orta Asya da bölge halkı için hala  özel  yerini koruyan, göç olgusuyla birlikte  sahiplenme nedenlerinin arttığı bir hayvandır..Fakat “Türkler de hayvan kültürünün en açık örneklerinden biri, On iki Hayvanlı Türk Takvimidir. Ev için kurban kesme, ev tanrısı inancından doğmuştur. Ayrıca koyun, tavuk, tavşan günlük hayatın parçası olan hayvanlardır.”

Hayvan Hint Toplumunda kutsala adanmanın ifadesidir. Fakat bu, bir yandan Habil’in kurbanlık olarak bir koyun seçtiği kader anı ve  tercihle diğer yandan da ilkel kabile dinlerinin hemen  hepsinde görülen kutsal kabul edilme(totem), uğurlu/ uğursuz-faydalı/faydasız kabul edilme, dokunulmaz(tabu) arasında yer alma ile
ilişkilendirildiğinde insanlıkla özdeşleşen tutumların çok geniş bir yelpazede bize nasıl ulaştığını daha doğru değerlendirebiliriz.

Türk toplumunun Orta Asya tecrübesinde hayvanla ilişkiyi belirleyen unsur avlanma ve savaşçılıktır.Bu durum “askeri ve aristokrat bir değer kazanmıştır.”   “Çin Dinleri’nde ise Kurban yıl anlamına gelmekte, yıllık döngünün kutsallık taşıması için krala  av hayvanları, köpek ve atların yanı sıra insanların da sunulduğu karşımıza çıkmaktadır.” Çok Tanrılı dönemle ilgili olarak atın kurban olarak Bay Ülgen” Çok büyük “ tanrı için sunulduğunu,   “Uygurlarda ise kartalların vahşi ve evcil olarak vasıflandırıldıklarını, vahşi kartalların inançları ile ilişkilendirildiğini görüyoruz.”  “Ariler de halkın öküz, at, deve sahibi olarak tanımlanıp ürünlerini tanrılara veya hükümdarlarına sunduklarını, Zerdüştlük etkisiyle ise kurban karşı tı bir tutum sergilediklerini görmekteyiz.”

Bu durumda toplumun hayvanla ilişkilerini belirleyen en önemli unsurlar da ortaya çıkmaktadır: İhtiyaçlar ve inançlar. Avlanma, tarımda kullanma, sürü hayvan beslenme ihtiyaçların giderilmesini ifade etmektedir. “Savaşçılık, korunma ihtiyacının sağlanabilmesi için hayvanların kullanılması çok eski ve Türklerle bütünleşen bir olgudur.İnançların ifadesi olarak bakıldığında ise karşımıza birbiriyle zıt iki tutum
karşımız çıkmaktadır: Kurban ve adak olarak kabul/red olgusu. Her iki durumda inançlardan kaynaklandığı için önem taşımakta, inançların ifadesinde hayvanların kurbanının,  bitki ve insan kurbanı ile karşılaştırılarak değerlendirilmesinin sonucunda bizi daha istikrarlı bir sonuca ulaştırmaktadır.”  İslam ın kurban ibadetine yaklaşımında ilk örneğin Habil in adak kurbanı olduğunu ifade etmeliyiz. Burada yetiştirilen, varlığından memnuniyet duyulan bir canlının teşekkür amacıyla sunumu sözkonusudur. Ayrıca; “Hz. İbrahim e Hz. İsmail in yerine gönderilen  koç, anne baba ve çocuk arasındaki sadece sevgi bağına değil, maddi bağa da dikkat çekmektedir.”
AYŞE AMBAROĞLU’nun “TÜRK TOPLUMUNDA EVCİL HAYVAN BESLEME ALIŞKANLIKLARI  VE DİN” adlı tezinden alınmıştır.

Kangal Köpeğinin Irk Özellikleri

Kangal köpeklerinde vücut iri ve kaslı, tüyler sık ve kısadır. Vücudu örten kılların rengi kirli beyaz, açık sarı ve açık kahverengi arasında değişir. Ağız  çevresi, göz çevresi ve kulaklar siyahtır. Bu renkler Kangal köpeğine ait bir ırk özelliği olarak kabul edilmektedir. Gözler kahverengi tonlarındadır. Baş büyük ve yuvarlağa yakın (mesaticephal),  kulak orta uzunlukta ve yatık, burun nispeten küttür. Göğüs geniş ve derindir. Bel orta uzunlukta, bacaklar yüksek ve kalın, pençeler büyüktür. Parmak sayıları ön ve arka ayaklarda 4’er tanedir
Özelikle alarm durumunda kalçanın üzerinde çember kuyruk tutuşu Kangal ırkının karakteristik özelliklerindendir.
Kangallarda, göğüs derin ve geniştir. Yandan bakıldığında diğer tarafta kalan dizin görülmemesi göğüs derinliğinin iyi olduğunun işaretidir. Böylece akciğerin hacmi ve kapasitesi artmakta ve bu da Kangal’ın daha
uzun mesafe koşmasını sağlamaktadır. Boynun sırt omurlarına bağlandığı yerde cidago adı verilen hafif bir yükseklik vardır. Cidago yüksekliği, erkeklerde ortalama 80 cm, dişilerde 70 cm’dir. Cidagodan başlayan sırt
çizgisi çok az bir eğimle bel çizgisiyle birleşir. Sağrı çizgisi hafif yukarı doğru çıkarak cidago yüksekliğine yakın bir seviyede hafif bir eğim yapar ve kuyruk sokumuna ulaşır. Ön bacaklar sağlam yapılı ve birbirine paralel olup yere dik olarak inerler. Ön bacağın üst kol kemiği ile kürek kemiğinin birleştiği açı; ön bacakların hareketliliği ile göğüs kafesinin esnekliğini arttırarak hayvanın hızlı koşmasını ve çabuk yorulmamasını sağlar. Bu açının ideal ölçüsü tazılarda olduğu gibi 60-70 derecedir.  İyi bir Kangal’daki açı buna yakındır.
İri yapılı köpek ırkları arasında yer alan Kangal köpeği, sürü koruma köpeği olduğu için anatomisi bu görevi en mükemmel  şekilde yapmasını sağlayacak biçimde oluşmuştur. Mevcut köpek ırklarının çoğu melezleme
yoluyla elde edildiğinden, melezlemede kullanılan köpeklerin farklı yapıdaki vücut bölümleri, melez köpekte uyumsuz olarak bir araya gelebilmektedir. Dolayısıyla bazı köpek  ırkları, tenasübe aykırı vücut bölümleri ile
karakterize olmaktadırlar. Ama Kangal köpeğinin yapısında, vücuda göre kafanın büyük olması, bacakların fazla kalın olması veya derinin kıvrımlı, kılların çok uzun veya çok kısa olması gibi  ırk özelliği olarak beliren
herhangi bir anormal yapı bulunmamaktadır .

Buket EROL’un  KANGAL KÖPEKLERİNDE BAZI FAKTÖRLERİN DÖLVERİMİ, YAŞAMA GÜCÜ VE BÜYÜME ÜZERİNE ETKİSİ adlı tezinden alınmıştır.

Kangal Köpeğinin Kökeni

Kangal köpeği, dünyada en çok tanınan ve yetiştirilen Türk Çoban öpeklerinden biridir.  Türkiye’nin önemli bir gen kaynağı olan Kangal  ırkı köpeklerin sayısı hızla azalmaktadır. Ayrıca bu  ırkın tanıtılması, korunması,
ırk ve gen özelliklerinin tespiti, yetiştirilmesi ve sağlık sorunları ile ilgili yapılan bilimsel çalışmaların sayısı da sınırlıdır

Kangal köpeğinin kökeni hakkında farklı görüşler bulunmaktadır. Bu görüşleri 4 gruba ayırmak mümkündür.  İlk görüşe göre, Kangal köpeğinin Avrupa’dan köken aldığı iddia edilmektedir. Buna göre, Orta Avrupa halklarından olan Keltlerin Galatlar kolunun MÖ 3 bin yılında Balkanlardan Anadolu’ya geldikleri, yanlarında Kangal’ların atası olduğu söylenen iri yapılı köpekleri de getirdikleri ileri sürülmektedir .

Bazı araştırmacılar ise çoban köpeklerinin ve dolayısıyla Kangallar’ın kökeninin Mezopotamya bölgesi olduğu görüşündedirler. Arkeolojik kazılar, bu çağlara ait duvarlar ve madeni eşyalar üzerinde köpek figürlerinerastlandığını bildirmektedir. Ayrıca, bazı bilim adamları Mezopotamya’yı köpeğin ilk evcilleştirildiği yerlerden biri olarak kabul etmektedir
Diğer bir görüş de; Kangal’ların Anadolu’ya ait bir  ırk olmadığıdır. Bu görüşü benimseyenler, tezlerini iki noktaya dayandırmaktadır: Birincisi, Mezopotamya ve Mısır uygarlıklarının aksine Hitit, Urartu, Lidya, Roma ve Bizans gibi Anadolu medeniyetlerine ait arkeolojik çalışmalarda at, boğa, geyik, keçi, aslan ve yılan gibi hayvanların kabartma figürlerine rastlandığı halde koyun ve köpeğe ait resim, kabartma ve figürlere rastlanmamasıdır. İkincisi, Türklerin Anadolu’ ya yerleşmelerinden önce bu bölgede yaşayan insanların; daha çok ticaret, el sanatları ve balıkçılık ile uğraşmış olmalarıdır. Bu insanlar tarım için sığır ve et, süt ve kıllarından yararlanmak için keçi yetiştirmişler, koyun yetiştiriciliği yapmadıkları için çoban köpeklerine ihtiyaç duymamışlardır .
Son zamanlardaki bazı yayınlarda ise; Kangal’ın Orta Asya’dan Oğuz boyunun kollarından biri olan “Kanglı (Kangar)” Türk boyunun, Anadolu’ya göçleri sırasında kendi adlarını verdikleri Kangal köpeğini de beraberlerinde getirdikleri ve daha önce Anadolu’da çoban köpeğinin olmadığı ileri sürülmektedir. Bu görüşün temeli, Anadolu’da yaşayan bu boyun, anavatanları olan Orta Asya’da yaşadıkları dönemde, en büyük geçim kaynaklarının küçükbaş hayvan yetiştiriciliği olduğu ve sürülerinin yırtıcı hayvanlara karşı korunmasında köpeklerin kullanıldığı mantığına dayanmaktadır.

Atasoy ve Kanlı (2005) ise, Türklerle birlikte Anadolu’ya getirilen çoban köpeklerinin, Mezopotamya uygarlıklarınca savaş ve koruma köpeği olarak kullanıldığı; bugünkü Mastif köpeklerini andıran köpeklerle
karışarak, uzun süren seleksiyon ve çevre  şartlarının etkisiyle günümüzdeki Kangal köpeğinin ortaya çıktığı ihtimalinin çok yüksek olduğunu bildirmişlerdir.

Dünyada uzun zamandan beri Kangal köpeğinin ayrı bir  ırk olmadığı, Anadolu Çoban köpekleri adı altında Akbaş, Kars, Yörük ve diğer yerli köpeklerle birlikte tasnif edildiği görüşü hakim olmuştur. Oysa, Asya Çoban
köpeği, Kangal köpeği ve Akbaş köpekleri ile Kuzey Kafkas Çoban köpekleri üzerinde karşılaştırmalı bir çalışmanın sonucunda bu  ırkların mtDNA’ ları arasında farklılık olduğu bildirilmiştir.

Bunun yanında tüm köpek  ırklarının kurttan meydana geldiğini ve Kangal köpeğinin ayrı bir köpek  ırkı olduğunu ispat eden “Batı Asya Köpeklerinin Kökeni Hakkında Genetik Bir Delil” isimli araştırmanın sonuçları
2002 yılında “Science” dergisinde yayınlanmıştır. Bu araştırmada; Avrupa, Asya, Amerika’nın kutup bölgesi, Afrika ve Türkiye’den aralarında Kangal, Akbaş ve diğer çoban köpeklerinin de bulunduğu farklı  ırklardan 654 köpek ile 38 Asya ve Avrupa kurdunun mtDNA’ları üzerinde karşılaştırmalı çalışmalar yapılmıştır. Bu araştırmanın sonucunda; Kangal ve Akbaş ırklarının arasında çok az karışma olduğu ve iki ayrı ırk oldukları bildirilmiştir.  Kangal köpeği DNA örneklerinin Akbaş köpeğinden çok uzun süre önce genetik olarak izole olduğu sonucuna ulaşılmıştır .
Ayrıca araştırmada;

1- Bugünkü köpeklerin atasının, tek bir köpek ırkı olduğu ve bugünkü ırkların tümünün bu ırktan türediği,
2- Köpeklerin evcilleştirilmesinin ilk defa Doğu Asya’da olduğu,
3- Köpeğin, sanılanın aksine, 15.000 yıl önce evcilleştirildiği,
4- Genetik ağaçta, kurt ve köpeklerin mtDNA’larının her grupta yan yana çıktığı yani köpeğin kurttan türediği belirlenmiştir.

Buket EROL’un  KANGAL KÖPEKLERİNDE BAZI FAKTÖRLERİN DÖLVERİMİ, YAŞAMA GÜCÜ VE BÜYÜME ÜZERİNE ETKİSİ adlı tezinden alınmıştır.

Çoban Köpekleri

Bugün dünyanın her yerinde bulunan çoban köpeklerinin atalarının, MÖ Orta Asya ve Kafkaslardan göçebe çobanlar aracılığıyla diğer bölgelere yayıldıkları düşünülmektedir. Bu dönemde  çoban köpekleri, Finikeli
tüccarlar tarafından Avrupa’ya götürülerek çeşitli yerli köpeklerle çiftleştirilmiş ve bunun sonucunda değişik  ırk çoban köpekleri elde edilmiştir. Romalılar ise beraberlerinde götürdükleri bu köpekleri Avrupa’nın bütün mera alanlarına yaymışlardır.
Çoban köpekleri genel olarak ele alındığında, diğer köpek ırklarından farklı olarak çiftlik hayvanları ile birlikte yaşama eğilimi olan, onları her türlü dış etkiye karşı koruyan, meraya gidiş ve dönüşlerinde sürüye eşlik eden, çoban ile uyumlu bir biçimde sürünün sevk ve idaresinde görev yapan köpekler olarak algılanırlar
Çoban köpeği olarak bilinen köpekler başta  İspanya, Fransa,İtalya, Polonya, Slovakya, Romanya, Bulgaristan, Macaristan ile Orta Asya ve Ortadoğu olmak üzere birçok ülkede yetiştirilmektedir.

Köpek  ırkları içerisinde önemli bir yere  sahip olan çoban köpekleri sürüyü güden ve sürüyü koruyan olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Türk Çoban köpekleri sürüyü koruyan çoban köpekleri grubu içerisinde
sınıflandırılmaktadır.
1) Sürüyü Güden  Çoban Köpekleri:  Çobanın sözlü ve işaretli komutlarına göre sürüyü bir yerden başka bir yere  ısırarak, kovalayarak ve havlayarak hareket ettiren köpeklerdir. Bu tip köpekler sürüyü bir güzergah
üzerinde kontrollü bir  şekilde yürüterek, bir bölgeye yönlendirerek veya bir merkezde toplayarak işlev görürler. Son derece zeki, eğitilebilirliği kolay, insanlarla sıcak ilişkiler kurabilen, buna karşılık sürünün güvenliğinin sağlanmasında çok etkili olmayan köpeklerdir . Collie, Shetland, Avustralya Çoban köpeği, Border Collie, Galler Çoban köpeği, Avustralya Sığır Köpeği, Belçika Çoban Köpeği ve Alman Çoban köpeği bu
grubun önemli ırklarındandır.

2) Sürüyü Koruyan Çoban Köpekleri:  Genellikle sürüyü gütme eğilimi olmayan, çobandan bağımsız hareket etmeyi tercih eden, sürüye karşı havlama, kovalama,  ısırma gibi rahatsız edici hareketlerden kaçınan
köpeklerdir. Sürünün yakın ve uzak emniyetini sağlamakla yükümlüdürler. Bu görev için genellikle çobanın varlığına veya sözlü yönlendirmesine ihtiyaç duymazlar. Çoğunlukla postları koyun yapağı renklerine uygun bir biçimde açık renklidir. Son derece güçlü iskelet  ve kas sistemlerine sahiptirler. Sahiplerine karşı sadakat ve bağlılık sergilemelerine karşın, yabancılara karşı şüpheci ve agresiftirler. Bağımsız hareket etme eğilimlerinden dolayı eğitime yatkınlıkları azdır  . Tibet Mastifi, Komondor, Tetra, Maremma, Kafkasya Dağ köpeği, Türk Çoban köpekleri (Kangal, Akbaş ve Kars köpeği) bu grubun önemli ırklarındandır .

Son 50 yılda, dünyada meydana gelen sosyal ve ekonomik gelişmelere paralel olarak sanayileşme ve kentleşme hızla artmıştır. Meraların büyük bölümü sürülerek tarlaya çevrilmiş; kalan meralardan da
çevre kirliliği ve yağışların azalması nedeniyle yararlanma imkânı oldukça azalmıştır. Dolayısıyla meraya dayalı göçer koyunculuk  da (ekstansif) bu gelişmelere paralel olarak gün geçtikçe azalmıştır. Bu da, ekstansif koyunculuğun önemli bir unsuru olan çoban köpeklerinin de önemini  kaybederek, dövüş ve koruma gibi başka alanlarda kullanılıp asli işlevlerinden uzaklaştırılmalarına neden olmuştur . Tüm
dünyada olduğu gibi Türkiye’de de sürü koruma amacıyla değişik  ırk çoban köpekleri kullanılmaktadır. Kangal köpeği bunların içinde, Anadolu’da çobanlar tarafından en çok tercih edilen köpek  ırkıdır.

Buket EROL’un  KANGAL KÖPEKLERİNDE BAZI FAKTÖRLERİN DÖLVERİMİ, YAŞAMA GÜCÜ VE BÜYÜME ÜZERİNE ETKİSİ adlı tezinden alınmıştır.

Köpeğin Kökeni ve Tarihçesi

İnsanoğlunun sadık dostu köpeğin, kökeni hakkında bu güne kadar bir çok tahminler yürütülmüş ve birçok araştırmalar yapılmıştır. Moleküler düzeyde yapılan çalışmalar köpeğin atasının kurt olduğunu ortaya koymuştur Ayrıca, yapılan çalışmalarda bu geçmişin taş devrine kadar uzandığı ve köpekgillerin atası olan kurdun da (Canis lupis) yaklaşık 10-15 milyon yıl önce yaşamış Tomarctus’ların evrimi sonucu ortaya çıktığı görüşü kabul görmektedir.  Tomarctus; günümüzde yaşayan kurt, köpek, çakal ve tilkilerin ilk atası olarak kabul edilmektedir

Arkeolojik bulgulara göre; köpeğin evciltilmesinin Güney Avrupa ve Anadolu’da birbirine yakın tarihlerde gerçekleştiğini göstermektedir. Bu bulgulardan ilki, Almanya’da bulunan günümüzden 14 bin yıl önce yaşamış köpeğin ilk atalarına ait bir çene kemiği, ikincisi ise Anadolu’da insanla birlikte gömülü bulunan bir köpeğe ait kemik kalıntılarıdır . Bu evciltme sürecinde, yiyecek bulma olanaklarının azaldığı zamanlarda yabani hayvanların, insan barınakları civarına gelerek insanlarla yakınlaşmasının önemli rol oynadığı düşünülmektedir
Son yıllarda yapılan araştırmalarda köpeklerin kurtlardan türetildiğini ve köpekgillerin mtDNA’larına dayanarak 6 gruba ayrıldıkları bildirilmiştir. Alman Çoban köpeği ile kurtlar arasında yapılan genetik düzeydeki araştırma sonucunda bu köpeklerin kurtlara ait genleri taşıdığı ve kurtlara benzer morfolojik ölçülere sahip oldukları tespit edilmiştir . Aynı kromozom sayısına (78) sahip olan kurt (Canis lupus), çakal (Canis aureus), dingo (Canis dingo) ve coyote (Canis latrans)’lerin çiftleşmeleri sonucu fertil döllerin alınması da bunu doğrulamaktadır.

Ayrıca, köpek  ırklarından olan 750 g canlı ağırlıktaki Minyatür Pinscher ve 80 kg’lık Saint Bernard arasındaki cüsse farkı; bu kadar farklı genin tek bir türden gelemeyeceğini düşündürmekte ve köpeğin birden fazla atası
olabileceği görüşünü de ortaya koymaktadır. Bu da köpek  ırkının meydana gelmesindeki bu genetik zenginliğin en güzel örneğidir.

Diğer evcil hayvan türlerinde olduğu gibi, köpeklerin üzerinde de zamanla değişik birleştirme ve seleksiyon metotları uygulanarak farklı amaçlara yönelik köpek  ırkları meydana getirilmiştir. Bu köpek  ırklarının
özelliklerinin belirlenmesi ve sınıflandırılması amacıyla kurulan köpek dernekleri “Kennel Club” ile çeşitli araştırmacılar köpekleri; hizmet ve  ırk özellikleri, hız, vücut büyüklüğü, güç, dış görünüş ve davranış gibi kalıtsal niteliklerine göre gruplandırmışlardır. Bu şekilde belirlenmiş yaklaşık 160 köpek ırkı 7 grupta sınıflandırılmıştır.

Bunlar; Spor, Av,  İş, Terrier, Oyun, Sportif olmayan ve Çoban köpekleridir.
Ayrıca son zamanlarda patlayıcı ve uyuşturucu arama, deprem vb afetlerde arama-kurtarma ve engellilere yardım için kullanılmak üzere, yetenekli köpek  ırkları belirlenerek bu amaçlar doğrultusunda eğitilmektedir

Buket EROL’un  KANGAL KÖPEKLERİNDE BAZI FAKTÖRLERİN DÖLVERİMİ, YAŞAMA GÜCÜ VE BÜYÜME ÜZERİNE ETKİSİ adlı tezinden alınmıştır.